Thursday, 12 March 2015

Evet...

Bir parfüm şişesi kapalıyken anlaşılmaz kokusu. Kapağını açmak gerekir, odaya yayılan o mis gibi kokunun tadına varmak gerekir değil mi?
Benim hayattan zevk almam içinde kapandığım bu evden çıkmam gerekir. Hava almasın diye kapattığım her yanımı açmam gerekir. Bir parfüm şişesine kapattığım ruhumu özgür bırakmam gerekir.
O zaman bundan sonra evimde perdelerimi açıp güneşin doğuşunu batışını kaçırmamalıyım. Hava durumunu televizyondan öğrenmek yerine camları açıp havanın soğukluğunu ya da sıcaklığını hissetmeliyim. Kendimi eve hapsetmemeliyim. Ne kadar şanslı olduğumu farketmeliyim.
Farkettikçe kabuğuma sığamıyorum. Evet, artık tüm hayırları evet yapma zamanı... Evet, artık dışarı çıkma zamanı...

Nokta

Bir kaç bir şey söyledim.
Canın sıkılmış olmalı
Bu halimden nefret edebileceğin kadar bu haldeyim.
Artık değişme zamanı.
3 noktayla bitirilmiş hiçbir cümlen
kesmiyor beni artık.
Çok dokundu biliyorum.
Seni anlamaya çalışmıştım oysa.
Ama seni neden bir türlü anlamadığımı;
Anlaşılacak bir yanın olmadığını anladığımda anladım.
Ve unuttum bir başkasını anımsarken unuttum işte.
Sense hala seni unuttuğumu sindiremedin.
Tüm sinirin ondan.
Üzülme boşuna ben ne baharlar yaşadım senden sonra.
Asla düşünmediğin bir şeydi bunu da biliyorum ama yanıldın.
O yıkılmaz egon nasıl da kavruluyor şimdi kendi yağında.
Bundan sonra anlatacağın hiç bir şeyi dinlemek istemiyorum.
Ama ille de anlatmak istiyorsan küllahıma anlatırsın...

Kör

Görmek yoruyor artık. Her yer alacakaranlık olmalı. Işık alıyor gözlerimi. Görmezden gelmeye çalışıyorum. Ama içirtiyor insana içtikçe içesi geliyor. Sonra göz göze gelerek noktalıyor her şeyi. Baktıkça kör olası geliyor, baktıkça sancıyor, acıtıyor bir şeyler. Kıymık batmış hayallerim kadar yalnızlaştırıyor. Yanımda kim vardı önemsetmiyor boşa konuşuyor herkes. O kendini biliyor. Daha kaç tane kıymık batacak sayısını bilmedikten sonra beklemekte öldürüyor. Bilinmezlikte attığım tüm adımlarda sendeliyorum. Düşmeme çok az kaldı. Aslında 2 saniyelik bir şeydi bileklerimi kesmek. Sadece 2 saniyemi alır biliyorum. Belki birkaç anı canlanır gözümde. Sonra tıkanan pamuklar akıtmaz kanımı, acımı dindirir, bana bu saatten sonra cehennem ateşi bile vız gelir…
Benimde vardı yaşama sevincim. Bilincim silindikçe kayboldu. Aynada baktığımda bükülen dudaklarım, gözlerimden akan yaşlarım hatırlatmıyor o günleri. Zaten onlarla da yaşanmıyor. Tüm suçu bana yükleyip gitmek ne kadar rahatlatıcı senin için. Ben burada rahatımı kaçırıp aynaları kırabilirim. Yastığım ıslandığında diğer yüzünü çevirebilirim. Sen hiçbirini görmezsin artık. Hiçbirini duymazsın. Acımı senden saklamayı öğrendim. Senin hayatına dahil olmamayı kabullendim. Benim için atan bir kalbin yok artık. Bana baktığında gördüğün bir şey yok. Başka bedenlerde kaldı gözlerin. Başka kadınlara bambaşka hayatlara aitsin. Yolun bana düşmez. Huzur bulmaz ruhun benim bedenimde ne yapsam olmaz. Bana baktığın da gördüğün şeyden bende nefret ediyorum. Bu kadar derinden gelmemeliydi aşk seninki kadar yüzeysel olmalıydı. Belki o zaman gözlerimi kapatıp ben de ezdirebilirdim bedenimi başka adamlara. Başka bedenlerde seni de silebilirdim… Deneyebilirdim...
Rahatça öldürebilirim kendimi, seni benden kurtarabilirim…
Erkekleri bilirim. Yolun sonuna geldiğinde hep yan çizerler.

Beklentisiz...

Hiçbir şey düzelmiyor. Geçen günlerin ardından adının çoktan silinmiş olması gerekmez miydi? Beynimdeki hücreler bile her geçen gün azalırken, sen büyüdün, yeşerdin, bir sarmaşık gibi kapladın her yanımı. Elin, yüzün, tenin kimbilir kaç kadının üstünde iz bıraktı. Bana dair bir şey kaldı mı peki? Yoksa kirlenmiş çarşaflarda mı bıraktın bana ait olanları? Yüzüm, ellerim, tenim silinip gitmiş olmalı. Tam bir seneyi doldurduk ve sen çok yol aldın, çok uzaklaştın. Bir yabancı olmaya hak kazandın. Niye hala burda dikilmiş yolunu gözlüyorum? Giderken arkandan su mu dökmeliydim, döksem işe yarar mıydı? Oluk oluk akıtmadım mı zaten gözlerimden? Ardından bakmak ve artık gözden kaybolmuş olman içimi acıtıyor. Her gün yıkıp tekrar inşa ediyorum kendimi. Beklemek uzun ve yorucu. Hiç sesin çıkmazken kendime hikayeler anlatıp oyalanıyorum. Hiç uğraşmadın mı diyeceksin? Uğraştım inan çok savaştım. Bir başkasının gözlerinin içine baktığım anda ise yenildim. Sevilmek istedim, yalnızlıktan kurtulmak istedim, mutlu olmak için mutlu etmek istedim ama yapamadım. Sana bir an için bile ihanet edemedim. Gözlerimi kararttığım zamanlarda bile kaçıp gittim, uzaklaştım. Ne mi olacak? Bilmem böyle geçip gidecek ömür. Belki pişmalıklar yaşanacak ardından. Koskoca bir yalnızlık içerisinde bir ömür geçecek. Çok güzel bir yemeğin ardından ağzımın tadını bozmayacağım ve tadın hep damağımda kalacak...
Yine engel olamadığım bir bükülme mevcut alt dudağımda. Bugün yine vurdu beni en canımı yakan yerden aşk. Son bir dileğim var. Sende dinle: Beklemek artık sonunu göremediğim uzun karanlık bir dipsiz kuyu, döneceğine dair hiçbir umudum kalmadı. Böyle yaşamaktansa bir keleğin ki kadar kısa olsun ömrüm. Söz konusu sen olunca evet güçsüzüm.
Dün seni gördüm rüyamda. Yakındın sonra çok daha yakın. Öyle acıkmışım ki sevilmeye kedi gibi kıvrıldım önüne. Beni sevmene hayran kalarak çektim içime, hiç değişmezmiş insanın kokusu rüyalarda bile.
Niye uyandım ki yine?

Dilek...

Ne dersen de, hiçbir şey demesende olur. Hiç ses çıkarmasanda, bir fısıltı bile duymasamda mühim değil. Bir var bir yok olan bu kızın hikayesini dinlemesende, uzaklarda yaşadığımı bil yeter. Seslensen duyarım, gelsen kapıyı hemen açarım. Ama ne gerek var ki durup dururken hayal kurmaya sonra da kurulup çöpe atılmışların içine atmaya. Ziyan olup giden kimbilir kaç tane hayalim var. OOOOOfff artık çok sıkıldım yazmaktan da, yaşamaya çalışmaktan da, bıktım, bunaldım, iyi değilim ve nasıl olacağımı da bilmiyorum. Öyle bir boşluk ki anlatsam da anlamazsın ne de olsa. Özlemek diyorum özlemek zor çok zor. İnatla gelmiyorum kapına, gelsem ne diyecem ki. Başka çok başka bir hayatın var, benden uzakta. O yüzden boşver beni hiç umursama.
Kendim için 3 dilek hakkım vardı. Hepsini senin için kullandım.
İyi ol.
Mutlu ol.
Huzurlu ol.
Kelimelerin asla dolanmasın birbirine. Hayat acısıyla kısa, mutluluğuyla uzun ve seninle sonsuz olsun. O şanslı kız her kimse... :)

Yalnızlık

Ahhhhhhh ama gel diyemem, gelme hiç diyemem...

Kağıt Bebek

Sür sürebildiğin bütün kremleri yarana. Tesiri olmasa da hafifletir acını. İş, güç, koşturmaca... Her günüm bir önceki günün tekrarı. Arada bir kırdığım kalpler, anlaşamadığım insanlar, işten sonra çay, kahve, muhabbet. Günleri dolsunlar diye ıvır zıvırla geçiştiriyorum. Otuzuma ne kaldı bak ben de endişeleniyorum. Yalnız mıyım evet yalnızım ama bunu en çok uyku öncesi, uyanıklık sonrası bir dönemde anlıyorum. Bazen uykum kaçtığında yastığıma sarıldığımda ya da yorganıma dolandığımda. Anladım ki duygusal biri değilim aslında. Ne iltifatlardan hoşlanıyorum ne uzun lakırdılı cümlelerden ne çiçeklerden ne süprizlerden. Aşık olabilmek için hiçbir metaryal yok elimde. Açık arttırmayla sattığım ruhum çok ucuza gitmiş, alanın vay haline. Hepsi yalan aslında, hepsi uydurma. Sana özel bir klasör açtım. Ve geri kalan her şeyi geri dönüşüm kutusuna fırlattım. Ben seninleyken çok farlıydım. Ama artık adını hatırlayamadığım şairin de dediği gibi aksi, nalet, huysuz biri oldum son günlerde. Laflarımla sokup, senin hiç görmediğin şekilde ukala tavırlar sergiledim. Bir bir kaçırdığım adamlar oldu, yanıma yanaşmaya pişman olan adamlar. Hiç canım yanmadı, hiç gözüm kalmadı. Bir çoklarına ressam olmaya ama hep senin resmin kalmaya hadi şerefine.