Thursday, 12 March 2015
Neden?
Neden diye sorma bana. Neden gidiyorsun, neden kalamıyorsun buralarda diye sorma. Bitti... Yine bulandı tüm sular. Kalamam artık burada, yanıbaşında duramam. Üstüne sinen o kadın kokularına katlanamam. Bile bile nasıl kalayım. Bir ikiden sonrasını nasıl sayayım. Nasıl sığdırayım içime. Seninle birlikte onları da nasıl ağarlayım.
Cennet
Sen biliyorsun ki sarılmak istediğinde sana dolanacak kollar var. Yola çıktığında arkanda mendil sallayan, gözleri yolda kalmış bir kadın... Bense biliyorum ki sarılmak istediğimde beni ittirecek kollar, elinin tersiyle tüm umutlarımı tüm hayallerimi yıkacak bir adam orada gözümün önünde. Kedinin ciğere baktığı gibi iç geçirdiğim ve asla bir yola çıkmaya cesaret edemediğim, bırakıp bir yerlere gidemediğim bir adam... Ne yolumu gözler ne arkamdan mendil sallar ne çabuk döneyim diye bir bardak su döker arkamdan ne de gözleri yollarda kalır. Rahatsın tabii yerini bellediğin günden beri rahatını hiçbir şey bozmadı, bozamaz. Ayrılık yakar mı hiç canını yakmaz. Neden yaksın ki seni hala pamuklara sarıp sarmalayan bir kadın. Biliyorsun tabii gözünü çevirdiğin her yöne doğru kayan çoban yıldızı misali asla kaybetmeyeceğin kafanı çevirsen de asla kımıldamayan olduğu yerden sana hayran hayran bakan bir kadın. Belki baştan çok denedin gözlerini kapattın açtın, kafanı uzun süre aksi yönde gezdirdin orada duracağından emin olana kadar. Baktığında gördün hep oradaydı sadece varlığından emin olmak için arada bakmaların ve göz kaçırmaların. Işık hızıyla çevirdiğin kafan sana hiç göstermedi günden güne nasıl olduğunu, ondan neler alıp götürdüğünü. Elbette vardı gökkuşağının tüm renkleri hayatta elbette vardı o çok parıldayan yıldızlar çok daha güzeller çok daha ayakları yerden kesen aşklar yaşayabileceğin kadınlar. Bir tek senin gözlerin mi görür sanırsın? Bir tek sana mı lutfedilmiş sanırsın? Yanılırsın çok yanılırsın. Bir tek seni seçtiyse gözlerim onca rengin arasından görmüyor değilim yeşili, kırmızıyı, moru... Aynı dünya aynı gökkuşağı... Bana da bahşedilmiş bir dolu güzellik sana mı kalacak sanırsın bu dünya. Senin için mi parçalanmış atomlar senin için mi kurulmuş bu koca evren. Şimdi ayrılsa da yollarımız gideceğimiz yer aynı. Bu evren senin için yaratılmadı tabii ki ben de sana indirilmiş bir vahiy değilim. Ama içimde sadece senin hükmünü sürebileceğin bahçelerinde koşuşturabileceğin, çiçeklerini koklayabileceğin, bazen ezip geçebileceğin, bazen huzur bulabileceğin bir cennet var. Yasak elmadan yesende ben bir cehennem yaratmadım. İşte tam orda çıkıp gidebileceğin bir kapı... Asla kovulmadın kendi rızanla gidebileceksen durma. Ama o kapıyı kapat öyle git benim ağırlayacak başka misafirim yok. Bu bahçede otlar bitmez, çiçekler açmaz, meyveler çürür, ağaçlar kurur, dereler akmaz. Ama dünya döner cennet cehennem değişmez, insanlar doğar, insanlar ölür... Şu koca dünyaya kafa tutacak kadar kudretli değilim. Yolun düştü geldin ağırlandın şimdi de gidiyorsun benim küçücük bahçem bu koca dünyaya bu koskocaman gerçeğe direnemez biliyorsun.
Dipsiz
Ruhumu sıkmış bir korseden başka bir şey değil şu bedenim. Mağazadan hevesle alınmış, beğenilmiş pilli bir bebek... Zaman geçince hevesi kalmamış bir çocuk. Ortada ne suç var ne suçlu, ne katil var, ne ceset. Biten tüm aşkların sonunda işlenmemiş onca cinayet...
Posa
Yazılıpta gönderilmeyen mesajlarımın arkasından sadece havasını alsın gazı kesilsin diye attığım küçük anlamsız kelimeler. Sen istemediğin için çıkarıp attığım anlamlar ve işte senin açıp baktığında posası kalmış, yitirilmiş aman bende kalmasın denilen bir kaç cümle. Cevaba bile ihtiyacı yokmuş gibi hal ve tavırlarım. Zaten başlayıpta asla bitiremeyeceğin kadar takılı kaldığın kelimelerde asılı kalıyorum. Malesef yine boş atıp dolu tutamıyorum.
kac gundur, uykusuz gozlerim. geceleri uyumak yerine, sana uyuyorum. kac bahardir asktan mahrum yuregim.. kendimi sevmek yerine seni seviyorum. cok degil inan senin icin. basimdan ne ruzgarlar esti. poyrazlara, karayellere, karayaslara durdum. ne sevdalar omrumu tuketti.. ne sarkilar, ne masallar, ne yalanlar duydum ben hep buydum boyleydim..bir tek sana yetemedim..yolunu kaybedip dunyaya dusmus bir meleksin..bana beni sevme diyorsun..yok boyle birsey.vazecerim saniyorsan kendini kandiriyorsun..vazgecilir mi senden! yok boyle bir sey.. nasil olsun, nasil olsa gecer diyorsan.. gecmez bir tanem, vazgecmez yuregim. sen orada durdukca, pes etmez yuregim yar...yok boyle bir sey. basimdan ne ruzgarlar esti poyrazlara, karayellere, karayaslara durdum. ne sevdalar omrumu tuketti.. ne sarkilar, ne masallar, ne yalanlar duydum ben hep buydum boyleydim..bir tek sana yetemedim.. yolunu kaybedip dunyaya dusmus bir meleksin.. bana beni sevme diyorsun..yok boyle bir sey. vazecerim saniyorsan kendini kandiriyorsun.. vazgecilir mi senden! yok boyle bir sey.. nasil olsun, nasil olsa gecer diyorsan.. gecmez bir tanem, vazgecmez yuregim. sen orada durdukca, pes etmez yuregim yar...yok boyle bir sey.
Dene-me Yanıl-ma
Karandan koptuğumda denizlere attım kendimi...Çok fırtınalar gördüm, çok akıntılara kapıldım. Girdaplara dolandım, battım. En derini de gördü gözlerim, en sığ yerleri de. Bazen mağaralara saklandım. Bazen açık denizlerde yunuslarla oynaştım. Deniz kızlarına inandım ama hiç rastlamadım. Batan gemileri, sular altında kalmış şehirleri gezdim. Boğulurken çırpınan insanları seyrettim. Nasıl da önemliydi nefes almak anladım. Hayatta kalmak adına çırpınmak, insanın her daim kendi kendine açtığı savaş, evet yaşamak yaşamaya çalışmak olmalı. Ama en çok barışmaları sevdim. Affetmek hep yaptığım bir şeydi ama bir kez olsun affedilmek istedim göklerde dolaşan o yüce varlıktan. Karanlık bir köşede hayaller kurdum, zamanı geçse de acımasın ekşimesin diye salamura ettiğim hayallerimi bir kavonozun içine yerleştirdim. Gün olur kapağı açılır keskin bir koku yayılır etrafa. Olmuş mudur acaba? Biraz daha zaman biraz daha sabır gerek açlıktan ölmezsek. İnsan yalnız kalabilir mi? Aşk olmadan yaşayabilir mi? Tatsız tuzsuz bir yemek gibi, beğenmedim bu fikri. Kopan buz dağlarında ayrı düşen sevgililerle tanıştım. Hiç birinin canı benim kadar yanmıyordu. Hayret!!! Eriyen buzla birlikte eriyordu aşkları, özlemleri, unutuyor ve unutuluyorlardı. Yeni bir buz prensi bulup yeniden aşık olabiliyorlardı. Zamanla akıp gidiyorlardı. Ben de deneyebilirim. Bermuda üçgeninin tam ortasında durup bir şeyleri kendime çekebilirim belki. Aslında gerekte yok hayran hayran bakışlar seziyorum üstümde. Bana doğru açılmış kollar görüyorum. Başını döndürebildiğim erkekler ısrarla hayatıma dahil olmak adına kapıyı açmamı bekliyorlar. Halimden memnunum evde yokum. Elimin tersiyle itiyorum. Dalıp dalıp çıkıyorum nefesim yettiğince. Gel-git'ler başlıyor sular çekiliyor içimde. Sonra güneş batıyor. Kendimi bırakıp öylece yıldızları izliyorum. İkimiz için de bir tane tutuyorum. Hangisini seçsem kayıyor, dilekler çoğalıyor. Dur bekle bu sefer gitme, düştüğün yere kadar kaçırmadım gözümden avucumdasın. Az daha bekle, beni düşünme avucumdaki yıldızla yakında vuracağım kıyıya...
Closed
Kolay değildi ağırlamak davette bulunulmayan bir adamı. Bir kahve mi tek bahanesi aman ne komik. Çok geç kaldınız son vapur kalktı limandan. Uzaklaştı sahilden küçüldükçe küçüldü gözden kaybolurken.
Gözümden akan son damla da aldırmadı, düştü. Dalgaların ıslattığı kayalarda çok küçük kaldı belki de hep bu yüzden gözünden kaçtı. Neler var hayatta öyle değil mi, ne büyük acılar, ben yüzyıl ağlasam yine küçüğüm gözünde çok küçük... Benim sensizliğim yer etmiyor dünyanın kötülüğünde. Unut, çıkar aklından olmayanı. Yaşamak mı gerek yine de, belki de. Yaşanacak çok şey olmalı, kaçırdığım kimbilir kaç tren kaç otobüs beklemeden gitti.
Oysa karşımda oturan şu adam. Bırak bunu da kaçırayım. Çünkü sen git artık derken gerçekten bunu istedim. Asla kullanmadığım mantığıma uyması değiştirmez hiçbir şeyi. Olmadı işte yine olmadı parçaları bana uymadı. Aşk ona yakın bana uzaktı...
Sorun kahve de değildi aslında. Kim içindi ki bunca çaba. Sana kabaran bir şey yok sadece falımda. O olsaydı ah olsaydı kahve Yemen'den de gidilip alınırdı da. Sen boşver beni arkana hiç bakma.
Gözümden akan son damla da aldırmadı, düştü. Dalgaların ıslattığı kayalarda çok küçük kaldı belki de hep bu yüzden gözünden kaçtı. Neler var hayatta öyle değil mi, ne büyük acılar, ben yüzyıl ağlasam yine küçüğüm gözünde çok küçük... Benim sensizliğim yer etmiyor dünyanın kötülüğünde. Unut, çıkar aklından olmayanı. Yaşamak mı gerek yine de, belki de. Yaşanacak çok şey olmalı, kaçırdığım kimbilir kaç tren kaç otobüs beklemeden gitti.
Oysa karşımda oturan şu adam. Bırak bunu da kaçırayım. Çünkü sen git artık derken gerçekten bunu istedim. Asla kullanmadığım mantığıma uyması değiştirmez hiçbir şeyi. Olmadı işte yine olmadı parçaları bana uymadı. Aşk ona yakın bana uzaktı...
Sorun kahve de değildi aslında. Kim içindi ki bunca çaba. Sana kabaran bir şey yok sadece falımda. O olsaydı ah olsaydı kahve Yemen'den de gidilip alınırdı da. Sen boşver beni arkana hiç bakma.
Evet...
Bir parfüm şişesi kapalıyken anlaşılmaz kokusu. Kapağını açmak gerekir, odaya yayılan o mis gibi kokunun tadına varmak gerekir değil mi?
Benim hayattan zevk almam içinde kapandığım bu evden çıkmam gerekir. Hava almasın diye kapattığım her yanımı açmam gerekir. Bir parfüm şişesine kapattığım ruhumu özgür bırakmam gerekir.
O zaman bundan sonra evimde perdelerimi açıp güneşin doğuşunu batışını kaçırmamalıyım. Hava durumunu televizyondan öğrenmek yerine camları açıp havanın soğukluğunu ya da sıcaklığını hissetmeliyim. Kendimi eve hapsetmemeliyim. Ne kadar şanslı olduğumu farketmeliyim.
Farkettikçe kabuğuma sığamıyorum. Evet, artık tüm hayırları evet yapma zamanı... Evet, artık dışarı çıkma zamanı...
Subscribe to:
Posts (Atom)

