Thursday, 12 March 2015

Bok...

Artık sussun istiyorum kulaklarımda çınlayan o gürültü. Beynimin içinde o kadar kargaşa var ki muhabbetiyle meşgul edecek biri sabaha kadar esir alabilir beni. Gün ağardı ve karanlık çoktan kapattı her şeyi... Yine sana kurduğum cümleler kıçımda patladı ve yine pişmanlığım uyutmadı. Bilakis içime sıçıyorum sonra da afiyetle yiyorum.
Ben başkalarının kurduğu cümlelerle oyalanırken neden sen beynini birazda benimle kurcalamıyorsun?
Hiç bu kadar kifayetsiz kalmamıştı kelimeler...

Yaprak...

Yemesem, içmesem ne olur ki yaşamasam... Ölsem ne farkeder? Hayatın içinde küçücük bir yaprağın daldan kopması gibi. Kim farkına varır ki kopan yaprakların. Son baharımdayım döküyorum içimdeki her şeyi. Sarartıyorum kendimi, hazırlıyorum sonumu. Büyük payın var yok olmam da çok büyük bir payın var. Ne güneş ne su yeşertmiyor artık beni. Yeni bir aşkta çare olacak değil açtığın yaraya. Önümden geçerken farkettiğim burnunun uzunluğu. O kapkara suratın masallardaki canavarlar kadar zalimsin, hiç içinin yanmadığını anlayacak kadar baktım aslında yüzüne, kaçırmış olsamda gözlerimi anladım gözlerimin önünden geçen geçmiş silinmiş senin geleceğin belirmişti. Şimdi sarıldığın her kadında eksilerek yaşayacaksın, anladığında geç olacak çünkü büyük çok büyük bir parçan ben de kaldı.

Kandırmaca...

Çok güzel olmasam da birileri yörüngeme takılabiliyor. Aklımı çelmeye çalışanlar da yok değil. Açık oynuyorum kartlarımı kimseyi hayal kırıklığına uğratmanın anlamı yok. Ben kumar masasında kaybettiğim her şeye elimde kalan tek şeyi oynadım. Ömrüm boyunca kaybetmek yazılmış kaderime. Kazanmak için başladığım bu oyunda şimdi sadece senin için katlandığım yola saptım. Çokta iyi oldu gidişim, çokta rahatlattı içini. Benim gözyaşlarım sil sil bitmezdi. Dinmezdi zamansız gelen tufanlarım, sana sığınmalarım. Hala sana doluyor gözlerim ama yalnız ağlamayı öğrendim. Elimi yüzümü yıkamamam için suların kesik olması gerekmiyor. Yastığımı ters düz edip herkesten saklayabilirim göz yaşlarımı. Hatta yüzünü görmediğim sürece seni bile kandırabilirim. Günleri saymıyorum ama 49 gün oldu. Seni özlemedim ama resmin hala yastığımın altında...
Sen gideli çok oldu ama yerinin boşluğunu hiç kabullenmedim. Az sonra çıkıp gelecekmişsin gibi hala her şey senin bıraktığın yerde. Sanki az ötedeki bakkala gittin ama bayırdan çıkmaya zorlanıyorsun da yavaş adımların bu kadar gecikmene neden olmuş gibi. Buzdolabından havaların ısınmasıyla hiç eksik etmediğim cartedor. Gelsen ikram ederim. Yine tepsinin içinde üstüne saplanmış iki kaşığımız olur ve tek anlaşmazlığımız doyduğunda dondurmayı kimin buzdolabına koyacağı olsa keşke.
Bu apartamana günde kaç kişi girip çıkıyor hayal bile edemezsin ben de hiç merak etmezdim senin adımlarının yaklaşıyor olma ihtimalinde bu kadar kafa yormasaydım eğer. Aslında kulaklarımı tıkadığım insanlara bakacak olursam geçen zamanın içinde hiçbir adımın seninki olmadığını da içine katarsam bundan sonrasının da pek farklı olmayacağı konusunda hem fikir olabilirim.
Haklısınız demek sana inanmaktan vazgeçmek olur haklısınız demek beni hayata bağlayan her şeyden vazgeçmek olur.
Nasıl olduğu konusunda kafa yormadın. Bilmedin, bilemezsin...

Laf kalabalığı yapmasam da olur...

Gel...

Neden?

Neden diye sorma bana. Neden gidiyorsun, neden kalamıyorsun buralarda diye sorma. Bitti... Yine bulandı tüm sular. Kalamam artık burada, yanıbaşında duramam. Üstüne sinen o kadın kokularına katlanamam. Bile bile nasıl kalayım. Bir ikiden sonrasını nasıl sayayım. Nasıl sığdırayım içime. Seninle birlikte onları da nasıl ağarlayım.
Hişşşş hiç konuşma. Böyle iyiyim ben. Artık daha fazla şey var içimde.

Cennet

Sen biliyorsun ki sarılmak istediğinde sana dolanacak kollar var. Yola çıktığında arkanda mendil sallayan, gözleri yolda kalmış bir kadın... Bense biliyorum ki sarılmak istediğimde beni ittirecek kollar, elinin tersiyle tüm umutlarımı tüm hayallerimi yıkacak bir adam orada gözümün önünde. Kedinin ciğere baktığı gibi iç geçirdiğim ve asla bir yola çıkmaya cesaret edemediğim, bırakıp bir yerlere gidemediğim bir adam... Ne yolumu gözler ne arkamdan mendil sallar ne çabuk döneyim diye bir bardak su döker arkamdan ne de gözleri yollarda kalır. Rahatsın tabii yerini bellediğin günden beri rahatını hiçbir şey bozmadı, bozamaz. Ayrılık yakar mı hiç canını yakmaz. Neden yaksın ki seni hala pamuklara sarıp sarmalayan bir kadın. Biliyorsun tabii gözünü çevirdiğin her yöne doğru kayan çoban yıldızı misali asla kaybetmeyeceğin kafanı çevirsen de asla kımıldamayan olduğu yerden sana hayran hayran bakan bir kadın. Belki baştan çok denedin gözlerini kapattın açtın, kafanı uzun süre aksi yönde gezdirdin orada duracağından emin olana kadar. Baktığında gördün hep oradaydı sadece varlığından emin olmak için arada bakmaların ve göz kaçırmaların. Işık hızıyla çevirdiğin kafan sana hiç göstermedi günden güne nasıl olduğunu, ondan neler alıp götürdüğünü. Elbette vardı gökkuşağının tüm renkleri hayatta elbette vardı o çok parıldayan yıldızlar çok daha güzeller çok daha ayakları yerden kesen aşklar yaşayabileceğin kadınlar. Bir tek senin gözlerin mi görür sanırsın? Bir tek sana mı lutfedilmiş sanırsın? Yanılırsın çok yanılırsın. Bir tek seni seçtiyse gözlerim onca rengin arasından görmüyor değilim yeşili, kırmızıyı, moru... Aynı dünya aynı gökkuşağı... Bana da bahşedilmiş bir dolu güzellik sana mı kalacak sanırsın bu dünya. Senin için mi parçalanmış atomlar senin için mi kurulmuş bu koca evren. Şimdi ayrılsa da yollarımız gideceğimiz yer aynı. Bu evren senin için yaratılmadı tabii ki ben de sana indirilmiş bir vahiy değilim. Ama içimde sadece senin hükmünü sürebileceğin bahçelerinde koşuşturabileceğin, çiçeklerini koklayabileceğin, bazen ezip geçebileceğin, bazen huzur bulabileceğin bir cennet var. Yasak elmadan yesende ben bir cehennem yaratmadım. İşte tam orda çıkıp gidebileceğin bir kapı... Asla kovulmadın kendi rızanla gidebileceksen durma. Ama o kapıyı kapat öyle git benim ağırlayacak başka misafirim yok. Bu bahçede otlar bitmez, çiçekler açmaz, meyveler çürür, ağaçlar kurur, dereler akmaz. Ama dünya döner cennet cehennem değişmez, insanlar doğar, insanlar ölür... Şu koca dünyaya kafa tutacak kadar kudretli değilim. Yolun düştü geldin ağırlandın şimdi de gidiyorsun benim küçücük bahçem bu koca dünyaya bu koskocaman gerçeğe direnemez biliyorsun.

Dipsiz

Ruhumu sıkmış bir korseden başka bir şey değil şu bedenim. Mağazadan hevesle alınmış, beğenilmiş pilli bir bebek... Zaman geçince hevesi kalmamış bir çocuk. Ortada ne suç var ne suçlu, ne katil var, ne ceset. Biten tüm aşkların sonunda işlenmemiş onca cinayet...