Wednesday, 12 January 2011

Paranın Laneti - 12.01.2011



Verilen sözlerin peşine düşemeyeceğim artık, yıkılan umutlarımın hakkını savunamayacağım.

Sonuncusu tam bir felaketti. Aşk yokmuş arada söylenmiş her cümlesini atlayarak bu sonuca dayattırılıyorum. Para konuşuyormuş, peşine düşülen beraber harcanan zamanların özlemi olsaydı mutlu etmek için yapılanların minnettarlığı olsaydı bunu ancak romanlarda okurduk benimse romansı bir hayatım yok. Paranın insanın içinde ne büyük bir yara açtığını gördüm, herşeyi bir anda silip gözünü bürüyen para hırsından bir aşk çıkmayacağını da öğrendim. Gözyaşımı değersiz gören adamlara aşık olunmaması gerektiğini de. Neyse ki gönlünü aldım kalbinin ortasında açılmış deliği 1700 lira ile kapattık. Kanaması da acısı da kalmadı. Benim için ödediği hesaplar kaldı ama o kadarını sinesine çekti anlaşılan. Arkamda gözü dönmüş kalmasın istedim.

Şimdi yalnızım bırakın yalnız kalayım.

Sunday, 9 January 2011

Wish..

I think, I need a miracle until The Valentine Day. :)

Saturday, 27 November 2010

Geri Dönüşüm

Ben dışarı çıktığımda sadece koskocaman bir dünya görüyorum, yalanlarla dolu pislik içinde bir dünya, inanmak istemiştim değiştirilebileceğine ama olmadı..

Zindan kapat yine kendini, duvarlarım yükselin!

Her kim yaklaşırsa yaklaşsın öldürün, yıkmak isteyen, aşmak isteyen kimseyi sağ bırakmayın!

Friday, 5 November 2010

Yara

Bu hissi biliyorum. Tüm vücudunu ele geçirmiş bir zehirin, içine enjekte edilmiş bir panzehire karşı mücadelesi gibi. Çıkmamak için direniyorsun. Üzgünüm bu son batışların, acısını hissedebiliyorum hala ama sancısı yok, sızlamıyor.
Ben artık o en keyifli anı bekliyorum tıpkı çocukken olduğu gibi kabuk bağlayan gün geçtikçe acısı azalan sertleşen katışalan yaranın bir iki kez kopup kopamayacağını denersin ilk denemelerde tekrar kanar tekrar acır daha zamanı gelmediğini anlar bırakırsın ama sonra bir gün kendiliğinden yaranın soyulduğunu görürsün işte o an yarayı iyice tutup çekersin acı yok, kan yok, sızı yok sadece ufak bir iz.
Tabii ki bitmez yine düşülecek yine yaralar açılacak ama hepsi geçti, hepsi geçicek.

Monday, 11 October 2010

Gece Nöbeti

Saat 00:00'yi vurduğunda omuzların üzerinde yoğunlaşan yorgunluk hissi ve ağırlık sanki sırtında gün boyunca taşıdığın bir yük gecenin sonunda rahatsızlık vermeye başlıyor, boynun tutulmuş durumda. Yatağına doğru giderken başlıyor sorgulamalar, hesaplaşmalar. Nasıl bir gün geçirdin, ne kadar doldurdun içini? Yastığa kafanı koydun usulca sızmayı bekliyorsun, sessizlik, sakın sessizliği bozma yavaşça dön sola, gözlerini sakın açma, açma yanındaki yastık boşsa boş dert etme, uyumaya odaklan, sessizlik, koku, koku falan yok, özlemek mi sakın, aramayı çıkar aklından aramak yok, sessizlik, eski günler hatırlamayı bırak, sevgili değil, artık değil yabancı, üstelik çok yalancı, hayır olamaz o yalan söylemezdi, savunmana gerek yok, onun yerine düşünmeyi bırak, özlemiyor, sessizlik, sıcaklık,  bu nerden çıktı, kes ağlamayı, ağlamak yok, geçti...

Saturday, 24 July 2010

Agrili ve sancili bir donemden sonra usul usul ozlemeyi ogrendim.

Monday, 8 February 2010

İçimdeki saat artık zamanın geldiğini söyledi. Boğazımdaki düğüm çözülüverdi ne kadar kelimem sıkışıp kaldıysa bir bir çıkıp gitti. Üstelik soru işaretleri de etraftan uçuştu. Bir tek senin kelimelerin biraz fazla yankılandı kulağımda. Yani en fazla 1,5 dk. 1,5 sa. 1,5 ay 1,5 yıl hepsi geçti. Son damla da düşünce elimden bıraktım. Yaşamama baktım...

Monday, 23 February 2009

Çocuk Oyunu

Gözlerimi kapattım.
Üçe kadar saydığımda çıkarsın sandım.
1–2–3
Ses yok.
Armut desem…
Ses yok.
Elma desem…
Yine ses yok.
Ne desem peki sen söyle.
Hangi cehennemdesin.
Çık dışarı.
Çık diyorum.
Korkmaya başladım.
Oynamaktan vazgeçtim, zaten seninle oynanmıyor.
Nasıl bu kadar iyi beceriyorsun saklanmayı.
Hadi tavla atalım geç karşıma.
Kazanan kaybedeni teselli etsin.
İddialı değilim biliyorsun baştan kaybetmeyi kabullendim.
1–0 mağlup başlıyorum sana.
Senin aklının dolambaçlı yollarını almaz benim kılcal damarlarım.
Hadi kapat gitsin.
Unut gitsin.
Nasıl olsa her hamlede kaybettim.
En iyi yaptığım şeyi yapayım o zaman yemekler yapayım.
Karnını doyurayım.
O sırada sen de en iyi yaptığın şeyi yapıp.
Yalanlar söyle mesela.
İnanmasam da inanmış gibi yapayım.
Sonra yine en iyi yaptığın gibi çık git.
Karnın tok, sırtın pek beklentisiz hayatına geri dön.
Kalktığın yerde bıraktığın sıcaklık soğumadan yine gel.
Yine oynayalım.
Gözlerimi kapattım.
3’e kadar sayıyorum.
1–2–3 hadi çık…

Thursday, 19 February 2009

Monolog

Bu son acım olabilir ya da son heyecanım… Belki maskelenmiş bir mutluluk olabilir bu…

Sevinçliyim gece yarıları senle uyuyamadığım için. Uyusam sanki gidersin… Ama bir sigara daha yaksam izin verirsin biraz daha kalmama…

Ama unutmayız belki bana da ödülün bu olur… Bu gece tutarsın, yarın tutarsın aklında… Sonra söner kanında… Bira kokularına yenik düşer kokum... Sende unutursun zamanla... Ben şimdiden hatırlamıyorum…

Benden kurtulmak istemeyeceğini niye düşündüğümü sandın ki? Yaramaz çocuklar gibi. Aslında sana inanmıştım... Hiç umurumda değildi... Bizimde bir yatak odamız olabilirdi aslında her kadın gibi uyku arasında korkarken sarılmaya. Çok şey istemiyorum bu yüzden kaybediyorum.
Seninle hiç bilmediğim bir ülkede ne kadar güvende olurdum… Hiç dilini bilmediğim bir yerde hiç dolaşmadığım bir şehirde… O zaman yepyeni olurduk, böyle hiç farkımız kalmadı ki ondan ve ondan önce aldattığından... Ve sonumuz da aynı başımız gibi… Yetişkin olabilirdim aslında ama yetişmedim ki daha bir çok şeye. Yarım yamalak yaşadığım aşklar, hayatlar yetiştiremedi beni daha bir yerlere. Korkak adamları sevdim ben, kendini aşktan korkutmuş adamları.

Belki yenilikler kurtarırdı ilişkileri… Çünkü sen benden önce, ben senden sonra çözmüşüzdür ki hiç biri kurtulamaz aşkların, gözünü kırptığında düştüğümü göremediğin gibi.