Sunday, 29 March 2015

Walking Dead 5. Sezon :(

Dilemma


O kadar körsün ki, keşke gözlerimi sana vermemin bir imkanı olsa bir de benim gözümle bakabilsen Dünya'ya.
... Ve o kadar kalpsizsin ki, keşke kalbimi sana verebilmemin bir yolu olsa sevmeyi bilen bir kalp ile hissedebilsen mutluluğu.

Quote

The problem is women think he will change, he won't.
The mistake men make is thinking she will never leave, she will.

Friday, 27 March 2015

Benim param yetmez seni mutlu etmeye!

Parmak uçlarımın üzerinde dudaklarına erişmeye çalışana kadar kalbin hizasında kalabilseydim keşke.. diye düşünürken bir kalbin olmadığını unutuyorum.

Tuesday, 24 March 2015

-Once Upon A Time-

True love is not easy, but it must be fought for, because once you find it, it can never be replaced.

Notice

Love... It is like a delicate flame and once it's gone, it's gone forever.

Monday, 23 March 2015

Bana sorarsan zaten yoktu aşk hiçbir zaman 
Mutlu olamaz gülüm aşkı esaret sanan 
Sevgi mutluluktur oysa sende ne arar
Acının kederin aşkı buraya kadar 
Sevgi mutluluktur oysa sende ne arar 
Acının kederin aşkı buraya kadar
Hadi bana hadi bana hadi bana hadi göster gerçek kendini 
Hadi tatlım kus bütün bütün halini 
Hani bana hani bana hani bana hani aşıktın sırılsıklam 
Hani tatlım ölecektin aşkından 
Arsız yalanların kaldı umutlarım 
Akmaz gözyaşlarım bundan sonra 
Sevmem ben bir daha kanmam yalanlara 
Değer mi gözyaşlarıma...
It is not enough to make me happy, you should keep me alive.

Cure

Love sometimes makes us sick, haunts our dreams, destroy our days. Love... can be killed more than any disease. Love is the most powerful magic, so the cure must be extreme.

Saturday, 21 March 2015

Friday, 20 March 2015

Bir Son Olsun


Resimlerimize bakamıyorum, hepsi bir yalanın parçası gibi.. Ne sen ne ben gerçek gibi durmuyoruz aynı karenin içerisinde birer yabancı gibiyiz. Ben senin adını hiç telaffuz etmemiş sen de gözlerimin içerisine hiç bakmamışsın gibi.

Sanırım bize ayrılan sürenin sonuna geldik. Bu dünyanın sonu değil. olmayacak biliyorum. Öyle zamanlar oldu ki:

Yaşayamam sandım YAŞADIM. Nefes alamam sandım NEFES ALDIM. bir daha ayağa kalkacak gücü bulamam sandım AYAĞA KALKTIM. yaşamak için bir sebep bulamam sandım BULDUM. bir daha hiç mutlu olamam sandım MUTLU OLDUM. bir daha kimse beni üzemez sandım ÜZÜLDÜM. bir daha kimseye inanamam sandım İNANDIM. bir daha asla aşık olamam sandım AŞIK OLDUM.

... ve şimdi yine o zamanlardan birinde koca bir BOŞLUK içinde inancım kalmamış şekilde kırık dökük kalbimle bekliyorum. Elimden bir şey gelmiyor beklemekten başka. Sabretmek ve beklemek umudumu kaybettiğim anlarda bile benden eksilmeyen iki şey. Ben de sabredip bekleyeceğim ve hayatın bana sunduklarıyla yetineceğim.

Şimdi gitmem gerek. bir süre belki de çok uzun bir süre görmeyeceğiz birbirimizi, sesimizi duymayacağız birbirimize uzak olacağız sonra da İKİ YABANCI!!!

Tuesday, 17 March 2015

Confession


I love you so much, I just don't like you anymore..

True Love


I finally understood what "True Love" meant... Love meant that you care for another person's happiness more than your own, no matter how painful the choices you face might be.
Sometimes, you have to be apart from the people you love, but that does not make you love them any less. Sometimes, you love them more...

-The Last Song-

Jar of Hearts - Christina Perri



Thursday, 12 March 2015

Öncesi ve Sonrası

Bunlar benim hissettiklerimdi hepsi geçti, artık içimde barındırdığım şey her neyse şimdi daha güçlüyüm ve daha az kırılgan...

Bok...

Artık sussun istiyorum kulaklarımda çınlayan o gürültü. Beynimin içinde o kadar kargaşa var ki muhabbetiyle meşgul edecek biri sabaha kadar esir alabilir beni. Gün ağardı ve karanlık çoktan kapattı her şeyi... Yine sana kurduğum cümleler kıçımda patladı ve yine pişmanlığım uyutmadı. Bilakis içime sıçıyorum sonra da afiyetle yiyorum.
Ben başkalarının kurduğu cümlelerle oyalanırken neden sen beynini birazda benimle kurcalamıyorsun?
Hiç bu kadar kifayetsiz kalmamıştı kelimeler...

Yaprak...

Yemesem, içmesem ne olur ki yaşamasam... Ölsem ne farkeder? Hayatın içinde küçücük bir yaprağın daldan kopması gibi. Kim farkına varır ki kopan yaprakların. Son baharımdayım döküyorum içimdeki her şeyi. Sarartıyorum kendimi, hazırlıyorum sonumu. Büyük payın var yok olmam da çok büyük bir payın var. Ne güneş ne su yeşertmiyor artık beni. Yeni bir aşkta çare olacak değil açtığın yaraya. Önümden geçerken farkettiğim burnunun uzunluğu. O kapkara suratın masallardaki canavarlar kadar zalimsin, hiç içinin yanmadığını anlayacak kadar baktım aslında yüzüne, kaçırmış olsamda gözlerimi anladım gözlerimin önünden geçen geçmiş silinmiş senin geleceğin belirmişti. Şimdi sarıldığın her kadında eksilerek yaşayacaksın, anladığında geç olacak çünkü büyük çok büyük bir parçan ben de kaldı.

Kandırmaca...

Çok güzel olmasam da birileri yörüngeme takılabiliyor. Aklımı çelmeye çalışanlar da yok değil. Açık oynuyorum kartlarımı kimseyi hayal kırıklığına uğratmanın anlamı yok. Ben kumar masasında kaybettiğim her şeye elimde kalan tek şeyi oynadım. Ömrüm boyunca kaybetmek yazılmış kaderime. Kazanmak için başladığım bu oyunda şimdi sadece senin için katlandığım yola saptım. Çokta iyi oldu gidişim, çokta rahatlattı içini. Benim gözyaşlarım sil sil bitmezdi. Dinmezdi zamansız gelen tufanlarım, sana sığınmalarım. Hala sana doluyor gözlerim ama yalnız ağlamayı öğrendim. Elimi yüzümü yıkamamam için suların kesik olması gerekmiyor. Yastığımı ters düz edip herkesten saklayabilirim göz yaşlarımı. Hatta yüzünü görmediğim sürece seni bile kandırabilirim. Günleri saymıyorum ama 49 gün oldu. Seni özlemedim ama resmin hala yastığımın altında...
Sen gideli çok oldu ama yerinin boşluğunu hiç kabullenmedim. Az sonra çıkıp gelecekmişsin gibi hala her şey senin bıraktığın yerde. Sanki az ötedeki bakkala gittin ama bayırdan çıkmaya zorlanıyorsun da yavaş adımların bu kadar gecikmene neden olmuş gibi. Buzdolabından havaların ısınmasıyla hiç eksik etmediğim cartedor. Gelsen ikram ederim. Yine tepsinin içinde üstüne saplanmış iki kaşığımız olur ve tek anlaşmazlığımız doyduğunda dondurmayı kimin buzdolabına koyacağı olsa keşke.
Bu apartamana günde kaç kişi girip çıkıyor hayal bile edemezsin ben de hiç merak etmezdim senin adımlarının yaklaşıyor olma ihtimalinde bu kadar kafa yormasaydım eğer. Aslında kulaklarımı tıkadığım insanlara bakacak olursam geçen zamanın içinde hiçbir adımın seninki olmadığını da içine katarsam bundan sonrasının da pek farklı olmayacağı konusunda hem fikir olabilirim.
Haklısınız demek sana inanmaktan vazgeçmek olur haklısınız demek beni hayata bağlayan her şeyden vazgeçmek olur.
Nasıl olduğu konusunda kafa yormadın. Bilmedin, bilemezsin...

Laf kalabalığı yapmasam da olur...

Gel...

Neden?

Neden diye sorma bana. Neden gidiyorsun, neden kalamıyorsun buralarda diye sorma. Bitti... Yine bulandı tüm sular. Kalamam artık burada, yanıbaşında duramam. Üstüne sinen o kadın kokularına katlanamam. Bile bile nasıl kalayım. Bir ikiden sonrasını nasıl sayayım. Nasıl sığdırayım içime. Seninle birlikte onları da nasıl ağarlayım.
Hişşşş hiç konuşma. Böyle iyiyim ben. Artık daha fazla şey var içimde.

Cennet

Sen biliyorsun ki sarılmak istediğinde sana dolanacak kollar var. Yola çıktığında arkanda mendil sallayan, gözleri yolda kalmış bir kadın... Bense biliyorum ki sarılmak istediğimde beni ittirecek kollar, elinin tersiyle tüm umutlarımı tüm hayallerimi yıkacak bir adam orada gözümün önünde. Kedinin ciğere baktığı gibi iç geçirdiğim ve asla bir yola çıkmaya cesaret edemediğim, bırakıp bir yerlere gidemediğim bir adam... Ne yolumu gözler ne arkamdan mendil sallar ne çabuk döneyim diye bir bardak su döker arkamdan ne de gözleri yollarda kalır. Rahatsın tabii yerini bellediğin günden beri rahatını hiçbir şey bozmadı, bozamaz. Ayrılık yakar mı hiç canını yakmaz. Neden yaksın ki seni hala pamuklara sarıp sarmalayan bir kadın. Biliyorsun tabii gözünü çevirdiğin her yöne doğru kayan çoban yıldızı misali asla kaybetmeyeceğin kafanı çevirsen de asla kımıldamayan olduğu yerden sana hayran hayran bakan bir kadın. Belki baştan çok denedin gözlerini kapattın açtın, kafanı uzun süre aksi yönde gezdirdin orada duracağından emin olana kadar. Baktığında gördün hep oradaydı sadece varlığından emin olmak için arada bakmaların ve göz kaçırmaların. Işık hızıyla çevirdiğin kafan sana hiç göstermedi günden güne nasıl olduğunu, ondan neler alıp götürdüğünü. Elbette vardı gökkuşağının tüm renkleri hayatta elbette vardı o çok parıldayan yıldızlar çok daha güzeller çok daha ayakları yerden kesen aşklar yaşayabileceğin kadınlar. Bir tek senin gözlerin mi görür sanırsın? Bir tek sana mı lutfedilmiş sanırsın? Yanılırsın çok yanılırsın. Bir tek seni seçtiyse gözlerim onca rengin arasından görmüyor değilim yeşili, kırmızıyı, moru... Aynı dünya aynı gökkuşağı... Bana da bahşedilmiş bir dolu güzellik sana mı kalacak sanırsın bu dünya. Senin için mi parçalanmış atomlar senin için mi kurulmuş bu koca evren. Şimdi ayrılsa da yollarımız gideceğimiz yer aynı. Bu evren senin için yaratılmadı tabii ki ben de sana indirilmiş bir vahiy değilim. Ama içimde sadece senin hükmünü sürebileceğin bahçelerinde koşuşturabileceğin, çiçeklerini koklayabileceğin, bazen ezip geçebileceğin, bazen huzur bulabileceğin bir cennet var. Yasak elmadan yesende ben bir cehennem yaratmadım. İşte tam orda çıkıp gidebileceğin bir kapı... Asla kovulmadın kendi rızanla gidebileceksen durma. Ama o kapıyı kapat öyle git benim ağırlayacak başka misafirim yok. Bu bahçede otlar bitmez, çiçekler açmaz, meyveler çürür, ağaçlar kurur, dereler akmaz. Ama dünya döner cennet cehennem değişmez, insanlar doğar, insanlar ölür... Şu koca dünyaya kafa tutacak kadar kudretli değilim. Yolun düştü geldin ağırlandın şimdi de gidiyorsun benim küçücük bahçem bu koca dünyaya bu koskocaman gerçeğe direnemez biliyorsun.

Dipsiz

Ruhumu sıkmış bir korseden başka bir şey değil şu bedenim. Mağazadan hevesle alınmış, beğenilmiş pilli bir bebek... Zaman geçince hevesi kalmamış bir çocuk. Ortada ne suç var ne suçlu, ne katil var, ne ceset. Biten tüm aşkların sonunda işlenmemiş onca cinayet...

Posa

Yazılıpta gönderilmeyen mesajlarımın arkasından sadece havasını alsın gazı kesilsin diye attığım küçük anlamsız kelimeler. Sen istemediğin için çıkarıp attığım anlamlar ve işte senin açıp baktığında posası kalmış, yitirilmiş aman bende kalmasın denilen bir kaç cümle. Cevaba bile ihtiyacı yokmuş gibi hal ve tavırlarım. Zaten başlayıpta asla bitiremeyeceğin kadar takılı kaldığın kelimelerde asılı kalıyorum. Malesef yine boş atıp dolu tutamıyorum.
kac gundur, uykusuz gozlerim. geceleri uyumak yerine, sana uyuyorum. kac bahardir asktan mahrum yuregim.. kendimi sevmek yerine seni seviyorum. cok degil inan senin icin. basimdan ne ruzgarlar esti. poyrazlara, karayellere, karayaslara durdum. ne sevdalar omrumu tuketti.. ne sarkilar, ne masallar, ne yalanlar duydum ben hep buydum boyleydim..bir tek sana yetemedim..yolunu kaybedip dunyaya dusmus bir meleksin..bana beni sevme diyorsun..yok boyle birsey.vazecerim saniyorsan kendini kandiriyorsun..vazgecilir mi senden! yok boyle bir sey.. nasil olsun, nasil olsa gecer diyorsan.. gecmez bir tanem, vazgecmez yuregim. sen orada durdukca, pes etmez yuregim yar...yok boyle bir sey. basimdan ne ruzgarlar esti poyrazlara, karayellere, karayaslara durdum. ne sevdalar omrumu tuketti.. ne sarkilar, ne masallar, ne yalanlar duydum ben hep buydum boyleydim..bir tek sana yetemedim.. yolunu kaybedip dunyaya dusmus bir meleksin.. bana beni sevme diyorsun..yok boyle bir sey. vazecerim saniyorsan kendini kandiriyorsun.. vazgecilir mi senden! yok boyle bir sey.. nasil olsun, nasil olsa gecer diyorsan.. gecmez bir tanem, vazgecmez yuregim. sen orada durdukca, pes etmez yuregim yar...yok boyle bir sey.

Dene-me Yanıl-ma

Karandan koptuğumda denizlere attım kendimi...Çok fırtınalar gördüm, çok akıntılara kapıldım. Girdaplara dolandım, battım. En derini de gördü gözlerim, en sığ yerleri de. Bazen mağaralara saklandım. Bazen açık denizlerde yunuslarla oynaştım. Deniz kızlarına inandım ama hiç rastlamadım. Batan gemileri, sular altında kalmış şehirleri gezdim. Boğulurken çırpınan insanları seyrettim. Nasıl da önemliydi nefes almak anladım. Hayatta kalmak adına çırpınmak, insanın her daim kendi kendine açtığı savaş, evet yaşamak yaşamaya çalışmak olmalı. Ama en çok barışmaları sevdim. Affetmek hep yaptığım bir şeydi ama bir kez olsun affedilmek istedim göklerde dolaşan o yüce varlıktan. Karanlık bir köşede hayaller kurdum, zamanı geçse de acımasın ekşimesin diye salamura ettiğim hayallerimi bir kavonozun içine yerleştirdim. Gün olur kapağı açılır keskin bir koku yayılır etrafa. Olmuş mudur acaba? Biraz daha zaman biraz daha sabır gerek açlıktan ölmezsek. İnsan yalnız kalabilir mi? Aşk olmadan yaşayabilir mi? Tatsız tuzsuz bir yemek gibi, beğenmedim bu fikri. Kopan buz dağlarında ayrı düşen sevgililerle tanıştım. Hiç birinin canı benim kadar yanmıyordu. Hayret!!! Eriyen buzla birlikte eriyordu aşkları, özlemleri, unutuyor ve unutuluyorlardı. Yeni bir buz prensi bulup yeniden aşık olabiliyorlardı. Zamanla akıp gidiyorlardı. Ben de deneyebilirim. Bermuda üçgeninin tam ortasında durup bir şeyleri kendime çekebilirim belki. Aslında gerekte yok hayran hayran bakışlar seziyorum üstümde. Bana doğru açılmış kollar görüyorum. Başını döndürebildiğim erkekler ısrarla hayatıma dahil olmak adına kapıyı açmamı bekliyorlar. Halimden memnunum evde yokum. Elimin tersiyle itiyorum. Dalıp dalıp çıkıyorum nefesim yettiğince. Gel-git'ler başlıyor sular çekiliyor içimde. Sonra güneş batıyor. Kendimi bırakıp öylece yıldızları izliyorum. İkimiz için de bir tane tutuyorum. Hangisini seçsem kayıyor, dilekler çoğalıyor. Dur bekle bu sefer gitme, düştüğün yere kadar kaçırmadım gözümden avucumdasın. Az daha bekle, beni düşünme avucumdaki yıldızla yakında vuracağım kıyıya...

Closed

Kolay değildi ağırlamak davette bulunulmayan bir adamı. Bir kahve mi tek bahanesi aman ne komik. Çok geç kaldınız son vapur kalktı limandan. Uzaklaştı sahilden küçüldükçe küçüldü gözden kaybolurken.
Gözümden akan son damla da aldırmadı, düştü. Dalgaların ıslattığı kayalarda çok küçük kaldı belki de hep bu yüzden gözünden kaçtı. Neler var hayatta öyle değil mi, ne büyük acılar, ben yüzyıl ağlasam yine küçüğüm gözünde çok küçük... Benim sensizliğim yer etmiyor dünyanın kötülüğünde. Unut, çıkar aklından olmayanı. Yaşamak mı gerek yine de, belki de. Yaşanacak çok şey olmalı, kaçırdığım kimbilir kaç tren kaç otobüs beklemeden gitti.
Oysa karşımda oturan şu adam. Bırak bunu da kaçırayım. Çünkü sen git artık derken gerçekten bunu istedim. Asla kullanmadığım mantığıma uyması değiştirmez hiçbir şeyi. Olmadı işte yine olmadı parçaları bana uymadı. Aşk ona yakın bana uzaktı...
Sorun kahve de değildi aslında. Kim içindi ki bunca çaba. Sana kabaran bir şey yok sadece falımda. O olsaydı ah olsaydı kahve Yemen'den de gidilip alınırdı da. Sen boşver beni arkana hiç bakma.

Evet...

Bir parfüm şişesi kapalıyken anlaşılmaz kokusu. Kapağını açmak gerekir, odaya yayılan o mis gibi kokunun tadına varmak gerekir değil mi?
Benim hayattan zevk almam içinde kapandığım bu evden çıkmam gerekir. Hava almasın diye kapattığım her yanımı açmam gerekir. Bir parfüm şişesine kapattığım ruhumu özgür bırakmam gerekir.
O zaman bundan sonra evimde perdelerimi açıp güneşin doğuşunu batışını kaçırmamalıyım. Hava durumunu televizyondan öğrenmek yerine camları açıp havanın soğukluğunu ya da sıcaklığını hissetmeliyim. Kendimi eve hapsetmemeliyim. Ne kadar şanslı olduğumu farketmeliyim.
Farkettikçe kabuğuma sığamıyorum. Evet, artık tüm hayırları evet yapma zamanı... Evet, artık dışarı çıkma zamanı...

Nokta

Bir kaç bir şey söyledim.
Canın sıkılmış olmalı
Bu halimden nefret edebileceğin kadar bu haldeyim.
Artık değişme zamanı.
3 noktayla bitirilmiş hiçbir cümlen
kesmiyor beni artık.
Çok dokundu biliyorum.
Seni anlamaya çalışmıştım oysa.
Ama seni neden bir türlü anlamadığımı;
Anlaşılacak bir yanın olmadığını anladığımda anladım.
Ve unuttum bir başkasını anımsarken unuttum işte.
Sense hala seni unuttuğumu sindiremedin.
Tüm sinirin ondan.
Üzülme boşuna ben ne baharlar yaşadım senden sonra.
Asla düşünmediğin bir şeydi bunu da biliyorum ama yanıldın.
O yıkılmaz egon nasıl da kavruluyor şimdi kendi yağında.
Bundan sonra anlatacağın hiç bir şeyi dinlemek istemiyorum.
Ama ille de anlatmak istiyorsan küllahıma anlatırsın...

Kör

Görmek yoruyor artık. Her yer alacakaranlık olmalı. Işık alıyor gözlerimi. Görmezden gelmeye çalışıyorum. Ama içirtiyor insana içtikçe içesi geliyor. Sonra göz göze gelerek noktalıyor her şeyi. Baktıkça kör olası geliyor, baktıkça sancıyor, acıtıyor bir şeyler. Kıymık batmış hayallerim kadar yalnızlaştırıyor. Yanımda kim vardı önemsetmiyor boşa konuşuyor herkes. O kendini biliyor. Daha kaç tane kıymık batacak sayısını bilmedikten sonra beklemekte öldürüyor. Bilinmezlikte attığım tüm adımlarda sendeliyorum. Düşmeme çok az kaldı. Aslında 2 saniyelik bir şeydi bileklerimi kesmek. Sadece 2 saniyemi alır biliyorum. Belki birkaç anı canlanır gözümde. Sonra tıkanan pamuklar akıtmaz kanımı, acımı dindirir, bana bu saatten sonra cehennem ateşi bile vız gelir…
Benimde vardı yaşama sevincim. Bilincim silindikçe kayboldu. Aynada baktığımda bükülen dudaklarım, gözlerimden akan yaşlarım hatırlatmıyor o günleri. Zaten onlarla da yaşanmıyor. Tüm suçu bana yükleyip gitmek ne kadar rahatlatıcı senin için. Ben burada rahatımı kaçırıp aynaları kırabilirim. Yastığım ıslandığında diğer yüzünü çevirebilirim. Sen hiçbirini görmezsin artık. Hiçbirini duymazsın. Acımı senden saklamayı öğrendim. Senin hayatına dahil olmamayı kabullendim. Benim için atan bir kalbin yok artık. Bana baktığında gördüğün bir şey yok. Başka bedenlerde kaldı gözlerin. Başka kadınlara bambaşka hayatlara aitsin. Yolun bana düşmez. Huzur bulmaz ruhun benim bedenimde ne yapsam olmaz. Bana baktığın da gördüğün şeyden bende nefret ediyorum. Bu kadar derinden gelmemeliydi aşk seninki kadar yüzeysel olmalıydı. Belki o zaman gözlerimi kapatıp ben de ezdirebilirdim bedenimi başka adamlara. Başka bedenlerde seni de silebilirdim… Deneyebilirdim...
Rahatça öldürebilirim kendimi, seni benden kurtarabilirim…
Erkekleri bilirim. Yolun sonuna geldiğinde hep yan çizerler.

Beklentisiz...

Hiçbir şey düzelmiyor. Geçen günlerin ardından adının çoktan silinmiş olması gerekmez miydi? Beynimdeki hücreler bile her geçen gün azalırken, sen büyüdün, yeşerdin, bir sarmaşık gibi kapladın her yanımı. Elin, yüzün, tenin kimbilir kaç kadının üstünde iz bıraktı. Bana dair bir şey kaldı mı peki? Yoksa kirlenmiş çarşaflarda mı bıraktın bana ait olanları? Yüzüm, ellerim, tenim silinip gitmiş olmalı. Tam bir seneyi doldurduk ve sen çok yol aldın, çok uzaklaştın. Bir yabancı olmaya hak kazandın. Niye hala burda dikilmiş yolunu gözlüyorum? Giderken arkandan su mu dökmeliydim, döksem işe yarar mıydı? Oluk oluk akıtmadım mı zaten gözlerimden? Ardından bakmak ve artık gözden kaybolmuş olman içimi acıtıyor. Her gün yıkıp tekrar inşa ediyorum kendimi. Beklemek uzun ve yorucu. Hiç sesin çıkmazken kendime hikayeler anlatıp oyalanıyorum. Hiç uğraşmadın mı diyeceksin? Uğraştım inan çok savaştım. Bir başkasının gözlerinin içine baktığım anda ise yenildim. Sevilmek istedim, yalnızlıktan kurtulmak istedim, mutlu olmak için mutlu etmek istedim ama yapamadım. Sana bir an için bile ihanet edemedim. Gözlerimi kararttığım zamanlarda bile kaçıp gittim, uzaklaştım. Ne mi olacak? Bilmem böyle geçip gidecek ömür. Belki pişmalıklar yaşanacak ardından. Koskoca bir yalnızlık içerisinde bir ömür geçecek. Çok güzel bir yemeğin ardından ağzımın tadını bozmayacağım ve tadın hep damağımda kalacak...
Yine engel olamadığım bir bükülme mevcut alt dudağımda. Bugün yine vurdu beni en canımı yakan yerden aşk. Son bir dileğim var. Sende dinle: Beklemek artık sonunu göremediğim uzun karanlık bir dipsiz kuyu, döneceğine dair hiçbir umudum kalmadı. Böyle yaşamaktansa bir keleğin ki kadar kısa olsun ömrüm. Söz konusu sen olunca evet güçsüzüm.
Dün seni gördüm rüyamda. Yakındın sonra çok daha yakın. Öyle acıkmışım ki sevilmeye kedi gibi kıvrıldım önüne. Beni sevmene hayran kalarak çektim içime, hiç değişmezmiş insanın kokusu rüyalarda bile.
Niye uyandım ki yine?

Dilek...

Ne dersen de, hiçbir şey demesende olur. Hiç ses çıkarmasanda, bir fısıltı bile duymasamda mühim değil. Bir var bir yok olan bu kızın hikayesini dinlemesende, uzaklarda yaşadığımı bil yeter. Seslensen duyarım, gelsen kapıyı hemen açarım. Ama ne gerek var ki durup dururken hayal kurmaya sonra da kurulup çöpe atılmışların içine atmaya. Ziyan olup giden kimbilir kaç tane hayalim var. OOOOOfff artık çok sıkıldım yazmaktan da, yaşamaya çalışmaktan da, bıktım, bunaldım, iyi değilim ve nasıl olacağımı da bilmiyorum. Öyle bir boşluk ki anlatsam da anlamazsın ne de olsa. Özlemek diyorum özlemek zor çok zor. İnatla gelmiyorum kapına, gelsem ne diyecem ki. Başka çok başka bir hayatın var, benden uzakta. O yüzden boşver beni hiç umursama.
Kendim için 3 dilek hakkım vardı. Hepsini senin için kullandım.
İyi ol.
Mutlu ol.
Huzurlu ol.
Kelimelerin asla dolanmasın birbirine. Hayat acısıyla kısa, mutluluğuyla uzun ve seninle sonsuz olsun. O şanslı kız her kimse... :)

Yalnızlık

Ahhhhhhh ama gel diyemem, gelme hiç diyemem...

Kağıt Bebek

Sür sürebildiğin bütün kremleri yarana. Tesiri olmasa da hafifletir acını. İş, güç, koşturmaca... Her günüm bir önceki günün tekrarı. Arada bir kırdığım kalpler, anlaşamadığım insanlar, işten sonra çay, kahve, muhabbet. Günleri dolsunlar diye ıvır zıvırla geçiştiriyorum. Otuzuma ne kaldı bak ben de endişeleniyorum. Yalnız mıyım evet yalnızım ama bunu en çok uyku öncesi, uyanıklık sonrası bir dönemde anlıyorum. Bazen uykum kaçtığında yastığıma sarıldığımda ya da yorganıma dolandığımda. Anladım ki duygusal biri değilim aslında. Ne iltifatlardan hoşlanıyorum ne uzun lakırdılı cümlelerden ne çiçeklerden ne süprizlerden. Aşık olabilmek için hiçbir metaryal yok elimde. Açık arttırmayla sattığım ruhum çok ucuza gitmiş, alanın vay haline. Hepsi yalan aslında, hepsi uydurma. Sana özel bir klasör açtım. Ve geri kalan her şeyi geri dönüşüm kutusuna fırlattım. Ben seninleyken çok farlıydım. Ama artık adını hatırlayamadığım şairin de dediği gibi aksi, nalet, huysuz biri oldum son günlerde. Laflarımla sokup, senin hiç görmediğin şekilde ukala tavırlar sergiledim. Bir bir kaçırdığım adamlar oldu, yanıma yanaşmaya pişman olan adamlar. Hiç canım yanmadı, hiç gözüm kalmadı. Bir çoklarına ressam olmaya ama hep senin resmin kalmaya hadi şerefine.

Kibritçi Kız

Nereye kadar sadaka nereye kadar bu dilencilik?
Ben kimin neyim nereye bu yolculuk?
Derin bir üzüntü bu geçmeyecek gibi...
Yaraya tuz basmak nefessiz kalmak ağrıya yatmak gibi...
Derin bir üzüntü bu ölüm çaresizliği gibi imkansızı umutsuzca bilerek beklemek gibi...
Ben kibritçi kız sabaha kadar üşüyorum...
Son kibritimi de yakıp sevdana veda ediyorum...
Sen buz gibi donuk gözlerle yine bakıyorsun
Her zamanki gibi kazanan sen oluyorsun!
Ne zaman pes eder bu kalp belki o zaman biter bu aşk...
Ne kadar sürerse o son nefes o kadar can çekişir bu aşk...
Derin bir üzüntü bu geçmeyecek gibi...
Yaraya tuz basmak nefessiz kalmak ağrıya yatmak gibi...
Derin bir üzüntü bu ölüm çaresizliği gibi imkansızı umutsuzca yine de beklemek gibi...
Ben kibritçi kız sabaha kadar üşüyorum... Son kibritimi de yakıp sevdana veda ediyorum...
Sen buz gibi donuk gözlerle yine bakıyorsun
Her zamanki gibi kazanan sen oluyorsun!
Yazılan hiçbir şeyin bir değeri kalmadığı için bu site durdurulmuştur. Hayatında bir yerim kalmadıysa kelimelerimde haddini bilmeli. İyi şanslar sevgili...

Vitrin

Yazdıklarımı silmek kadar kolaydı her şey. Zaten başlangıç hep gözlerimin önündeydi. Şimdi kendimi aldım ve en üst rafa koydum. Ben toza toprağa bulanıp gözden kaçacak kadar sokulmuştum aşağılara. Orada öylece unutmuştum kendimi. Benim kanayan yerlerimden gözüken hiçbir yanım yokken senin parıldayan dişlerin uyandırdı beni bu sabaha, bu dünyaya daha net bakabilmemi sağladı. Yerini doldurabilecek birini aramıyorum, asla doldurulamaz yerin biliyorum. Bu hayattaki en büyük hediyen olarak kalacak sevgim. Ama etrafı toparladım ve bir yer açtım kalbimde adı yok, cismi yok biri için, aşk için. Belki de yine ağıtlar yakmak için ama asla gözyaşıyla büyümeyen bir aşk. Bağışladım kendimi, onardım, büyüttüm, olgunlaştırdım, seni neden kaybettiğimi biliyorum artık ve bir daha bu yüzden kimseyi kaybetmicem. Güzel günlerdi, hoş günlerdi hepsi geçti. Şimdi bende kalanları da topla git. Vitrinin en güzel yerinden; en üst, en göze çarpan rafından bakıyorum şimdi hayata. Öğrendim ki kendini hangi rafa koyarsan senin değerine uzanabilecek eller tarafından alınırsın. Hadi bu da kulağıma küpe, hayatıma da tecrübe olsun... Yolun açık olsun.

Aptal

İçimde öyle güzelsin ki, onu kirletmeyeceğim seninle... Sen günden güne kirletirken bedenini, sahte sözcüklerle yalandan aşk seneryoları eklerken ömrüne, ben seni şaşırtacak kadar gerçek kaldım. Ama sen bu gerçeği göremeyecek kadar kör, söylediklerimi duymayacak kadar sağırsın. Bense bunu anlamayacak kadar aptal...

Sonu Olmayan Masal

Bir varmış, bir yokmuş. Kocaman bir şehirde, küçücük, mini minnacık bir evde bir kız yaşarmış. Kimi sevse unutulmuş. Ummuş, ummuş, ummuş, beklemiş, beklemiş, beklemiş... Bir gün sevmekten vazgeçmiş, sevmeyi bırakmış. Böyle masal mı olurmuş?

Kıssadan Hisse

Kalbimin ucuyla da sevsem seni. Yine derin bir ah çekerim.

Potpori

Bir gün ben uyurken gel bana, gir koynuma. Rüyayla gerçek arasında öp beni. Ama sakın uyandırma...
****************************************
Hiç için çekmiyor mu beni? Hiç mi düşünmez, hiç mi endişelenmezsin? Ya bir gün aşık olursam, başka birinin kollarında huzur bulursam, ya yalnızlıktan boğulur seni beklemekten usanırsam.
****************************************
Boynuna burnumu dayamayı özledim...
Midemde bir yanma var, içimde pır pır eden bir kuş. Sakın seni göreceğimden olmasın. Tam gelmişken kıvamıma yine sulanmasın. En iyisi sen ölüçüyü biraz kaçırıpta katılaştır beni. Fazla kırma çokta geri durma. Ölçüsünü buldum. Kulak memesi kıvamında.
Kadınlığımı kaybediyorum. Kadın olduğumu hissettiren her şeyden vazgeçiyorum. Tertemiz bir aşka tutkuyla bağlanmak bu kadını sadece yalnızlaştırdı. Elime geçen apansız gelen bir yalnızlık senfonisi. Söyle bana gerçekten değer mi sana? Değer mi yaşadıklarımıza? Benden bir kadın daha yaratabilir misin, can verebilir misin ölmüş ruhuma? Değneğini uzatana kadar sürecek bu yalnızlık, her geçen gün kaybedilmiş bir kadınlık.

Sadece 2 Seçeneğin Var Kırmızı ya da Mavi

Çok kitap okumakla yazar, çok film izlemekle yönetmen, çok gezmekle alim, çok düşünmekle socrates, çok aşık olmakla adam olamazsın. Ama beni çok seversen seni dünyanın en mutlu adamı yapabilirim. Ve kimsenin okumadığı bir roman, izlemediği bir film, gitmediği bir yer, düşünemediği bir ütopya ve daha önce yaşamadığı bir aşkla, hiçbir bakış açısının kesişmediği o kör noktada seninle yaşlanabilir, seninle ölebilirim.

Merhaba

Bugüne kadar benim için hep bir şeyler yaptın. Artık bunların karşılığı olarak sana uzatıyorum dost elimi. Hiç kabullenemeyeceğim bir gerçeğe senin için katlanıyorum. Soru sormuyorum, sessizce bekleyip cevapların beni bulmasını da beklemiyorum. Belki de uzun zamandan beri istediğin sıradan biri olmaktı. Belki hiç yakıştırmadın üstüne benim sana olan aşkımı. İçimi boşalttım, üstüme rahat bir şeyler geçirdim. Gözlerimi sana çevirdiğimde parlayan o ışıkları söndürdüm ve karanlıktan korkmamaya çalıştım. Boşluğa düşmekten korkmuyorum çünkü düştüğümde kavuşacak dudaklarımız olmasa da dost elini yakalayacağımı ve beni hiç bırakmayacağını biliyorum. Şimdi bu sıradan kadın seni heyecanlandıran kadınların hikayelerini bile dinleyebilir artık. Buna alışmak için gitmiştim. Geri geldim. Sadece bir merhaba diyip yoluna devam edebilirsin. Aşkın içinde bazen acıtsa da vazgeçmenin de olduğunu bilecek kadar yaşadım. Dünyanın en aşık kadını, en aşık olunası adamını mutlu etmek istiyorsa o zaman vazgeçmeyi de bilmeli.
Ne yapacağımı bilmiyorum? İçimde yer etmiş kuruntularla ilerleyebileceğimi de sanmıyorum. Sayın yabancı, sevgili bayım ya da çok değerli eski sevgilim olan siz. Bu yazı nerden başlayıp nereye gidecek kimbilir? Ama kısa lafın uzunu diye başlayıp devamını getireyim isterseniz? Korkmayın hayatınız sizin ve ben sadece sizin izin verdiğiniz kadarıyla araya bir kaç sohbet karıştırıyorum. Havalar, sular, işler, ıvır zıvır işte. Siz ne zannediyorsunuz bilmiyorum ama sanırım çok oldum, hayatınızda bir fazlalık oldum. Belki üç beş satır yazmak zor değildi ama o bile zor geldi. O yüzden çocukken oynadığım bir oyunu oynayacağız sizinle. 1, 2, 3 tıp... İlk konuşan kaybeder. Siz yanana kadar ben susacağım. O değerli kelimelerinizi benim için harcadığınız an kaybedeceksiniz. Çocukluğumda oynamış olduğum bir oyun olduğundan çocukça gelmiş olabilir. Doğaldır, yadırgamayın lütfen. Siz de biliyorsunuz yüzüme de defalarca vurdunuz. Hiç 28 yaşında biri gibi hareket etmiyordum değil mi? Haklıydınız çünkü siz küçük bir kız çocuğunun saflığıyla sevilmiştiniz. Size gerçek bir kadın lazımdı. Sizi susadığınızda dereye götürüp susuz getirebilecek bir kadın. Bense sizi dereye kadar yormayıp suyu ayağınıza kadar getirip ellerimle içirdiğimden olsa gerek ki pek haz etmediniz. Etrafınıza bakın seçeneğiniz çok benimse hiç seçeneğim yok.

Hiç Önemi Yok

Hiç önemi yok. Yolun ucunda bekleyip sana aşık tüm kadınlara yol veriyorum. Hepsinin teker teker hayatına girmesine seyirciyim. Bazen senin gönlünün kayıp kaymadığını merak etmekteyim. Sanırım aşık olabilirsin belki de aşıksın. Benim gözümden kaçırdığım biri gelip yerleşti belki de. Bildiğimden değil bazen iletilerinden, biri canını mı yaktı acaba diye endişelenmeden edemiyorum. İçin yanıyorsa diye içimi acıtıyorum ben de. Hayatını benden saklamana tanık olmak istemesemde sakladığını biliyorum. Alt dudağımın yer çekimine yenik düşmesinden belki de. Hiç önemi yok. Başka kadınlara dokunduğunu belki onlarla uykunu bile paylaşabildiğini biliyorum. Birkaçına tanık oldu gözlerim. İlk ellerini kaybettim esmer, kısa boyluydu, sonra kollarının sardığı sarışın bir kadınla hem kollarını hem gülüşünü kaybettim. Bedeninse çok daha önce ayrılmıştı zaten aramızdan. Yanımdan geçerken dünya şimdi yıkılmalı dedim. Kıyamet kopacaksa şimdi kopmalı. Taksim her zaman ki gibi kalabalıktı. Ve herkes bütün umursamazlığıyla yaşamaya devam ediyordu, sen de yaşıyordun. Bir kez daha sana yaşama hakkı tanıyarak bu dileğimden vazgeçtim, dünya dönsün dedim, kıyamet ertelensin. İçinde sevdiğim adam nefes almaya devam edinceye kadar dünya sadece onun için dönsün. Hiç önemi yok. Bak hala geçiyor günler, geceler. Hiçbir şey görmemiş, duymamış, bilmemiş gibi davranabiliyorum. Sadece yazmadan edemiyorum. Bileklerimi kesmemek için yazıyorum herşeyi, bütün içimi döküyorum. Kanımı akıtmamak için akıtıyorum kelimelerimi. İntiharın eşiğine gelecek kadar güçsüz, intihar etmeyecek kadar güçlüyüm aslında. Hiç önemi yok. Bir de seni sevmekten vazgeçersem daha mutlu olacağını düşünüyorum. Sen yeter ki iste. İstekleriniz benim için bir emirdir bayım. Bu dünya da sizi rahatınıza kavuşturmaya geldim. Her türlü kötülüğü sizden uzak tutmaya geldim bu yüzden yaşamaktan vazgeçemem. Unutun intihar saçmalıklarımı ben sizi bu dünyada bırakıp bir yere ayrılamam. Hiç önemi yok. Gözleriniz bana kör olmuş, hisleriniz duyarsız, tavrınız umursamaz. Varlığımı kabul etmiyorsanız yokmuşum gibi yaşayabileceğim kadar görüyorum, hissediyorum ve umursuyorum sizi. Öyle bir kader ki yazılan imkansız üzerine kurulmuş bir aşk benimkisi. Belki bir efsane olur bundan 10.000 yıl sonra anlatılacak. Gözleri sadece tek bir adamı gören bir kız koca evrende herkesi görüpte bir tek kendisine kör olan bir adama aşık olmuş. Hiç önemi yok. Anlatmaya değer bir hikaye bile değil zaten. Aşktan anlamayanlar buna saplantı diyor olabilir. Ama saplantılı aşıklar zarar verir. Görüyoruz haberlerde kız evlenme teklifini kabul etmedi diye kesen biçen adamları. Benim ki öyle bir aşk değil, lütfen korkmayın. Saçınızın teline bile zarar veremem ben. Hayatınızı mahfetmek istemem, varlığımla canınızı sıkmak istemem. Hiç önemi yok. İçimde sizden bir parça bile bırakmayacağım dileğiniz aklımda ve onu gerçekleştirmek benim görevim. Mutluluğunuz için size doğru gelen tüm kadınların önünden çekiliyorum ki gerçek aşkınıza mani olmayım. Sizin hayatta yapayalnız kalmanızı istemem. Elleriniz dokunmalı, yüreğiniz sevmeli, gözleriniz görmeli, uykunuz paylaşılmalı. Siz ne yapacaksanız derseniz inanın hiç önemi yok...
Gittikçe içimden siliniyorsun. Akreple yelkovan, gündüzle gece, güneşle ay yer değiştirdikçe eksiliyorsun. Her yerini ezbere bildiğim halde yüzünü bile hatırlayamaz oldum. Bana nasıl baktığını, bana en çok nasıl seslendiğini, nelerden hoşlandığını, en çok neye güldüğünü, sana ellerimle hazırladığım yemeklerden en çok hangisini beğendiğini, beni nasıl sevdiğini, nasıl baştan çıkardığını ve ben sen de neyi sevdiğimi bile unuttum. Mesela ben sana heyecanla neler anlatırdım sen beni nasıl dinlerdin?, kulağına eğilip ne söylerdim mesela, bana sarıldığında ne hissederdin ya ben gülümser miydim?, beni mutlu eder miydin ya ben seni çok sever miydim?, mutlu olur muydun her kapıyı açışımda. Hiç kavga eder miydik?, kırar mıydık hiç birbirimizi, sonra toparlar mıydın beni, geceleri iyi ki yanında olduğum için huzur dolmuş muydu içine, benim için hiç ağlamış mıydın?
Niye gitmiştin? Tıkanmış mıydık, yorulmuş muyduk, kırılmış mıydık, parçalanmış mıydık, çıkmaz bir sokağa mı sapmıştık, karanlığa mı boğulmuştuk, düzeltemez miydik, hiç düşünmüş müydün, gitmek yerine kalmak istemiş miydin, hiç keşke demiş miydin, yine bir gece benimle uyuyup benimle uyanmayı istemiş miydin? Yoksa rahatlamış mıydın, kuş gibi hafifleyip başka kadınlarla hiç beni düşünmeden günlerini geçişebilmiş miydin, ağladığımda hiç için parçalanmış mıydı, elinden bir şey gelebilmiş miydi, bir şeyleri düzeltmek istemiş miydin, kaybolduğunu hissetmiş miydin, beni kaybetmiş olabileceğinden korkmuş muydun, seni bir daha asla affetmeyeceğim ihtimalini düşünüp hüzünlenmiş miydin, yoksa sende herkes gibi boşvermiş miydin, umursamamamış mıydın, boşuna çabaladığımı düşünmüş müydün, artık seni sevmeme mi istemiş miydin?
Elim arada sırada telefona gidiyorsa da aramıyorsam demek ki vazgeçiyorum. İçimden seni görmek geliyor tam da sanırım özledim derken hiç çağırmıyorsam demek ki vazgeçiyorum. Geçmiş tam gözlerimin önünden geçerken bir anda başka şeylerle oyalanmaya çalışıyorsam demek ki vazgeçiyorum. Keşke yalnız uyumasaydımda sen yanımda olsaydın diye yalnızlıktan şikayet ediyorken uyumak için direniyorsam demek ki vazgeçiyorum. Hayatına giren en basit bir kadına bile tahammül edemezken kıskançlığımı bastırıp artık aşık olmanı diliyorsam demek ki vazgeçiyorum. Bana aşklarını sunan adamların ağızlarını bile açtırmazken şimdi düşünme payı bırakabiliyorsam demek ki vazgeçiyorum. Günden güne bir parça daha koparıp kurda kuşa yem ediyorum. Hiç iz bırakmadan çıkıveriyorum hayatından. Kusursuz olsaydın sevgimi küçümseyebilirdin, unutulmayı hazmedebilirdin ama öyle çok kusurla sevilmiştin ki unutulup giderken acı çekmemenin hiç olasılığı yok. Sen bende bütün aşklarını temize çekmiştin ama yine ellerini kana buladığın o yalana batırılmış aşkları tercih ettin.
Nerdeyse 1,5 sene olmuş. İçim bunlarla dolmuş. İçmişim sen, gezmişim sen, derimi yüzseler içinden çıkacak olan sen. Günler geçmiş aylar olmuş aylar geçmiş yıllar olmuş. Yeni farkettim hiç tanımadığım bir insan halini almışsın. Sadece aşk kalmış içimde. Kimi neden sevdiğini bilmeyen bir aşk. Artık her nerdeysen orada bensiz yapabildiğini biliyorum. Yolundan asla dönmeyeceğini. Şimdiyse gün geçtikçe büyüyen bir öfke var içimde. Yanılmışım, yanıltmışsın. Çok daha fazla olduğumu düşünüyordum içinde. Bunca zaman beklenmiş olmanın bir önemi yok biliyorum. Bunca zaman ardından dökülen yaşların da bir önemi yok. Senden sonra kimseyle olmamamında, seni bu kadar çok sevmiş olmamında, özlememinde önemi yok. Bunların senin için hiç değeri yok. Belki de o yüzden bundan sonrası için seni beklememinde hiç anlamı yok. Diyorum ya bütün bunlar tıkadı içimi, nefes alamayacak kadar büyük bir lokma yutmuşum. Yavaş yavaş hazmediyorum artık. Artık seni görmeminde bir önemi yok, bir iki kelime için muhabbetininde. Kalbim istemedi ama aklımla zorladım. Sevilmediğini bile bile artık kırılmasın istedim. Çünkü her gece kurduğum o düşlerdeki o sarılmalar, o kavuşmalar, o çalınan kapılar, dönülen yollar, o güzel sözler, o pişmanlıklar, o öpüşmeler, o birlikte uyunulan huzurlu uykularla avuttum ben kendimi, onlarla silip attım yalnızlığımı, o hayalleri örüp duvar yaptım, duvarlarla ittim ben herkesi. Anladım ki hepsi ama hepsi boş. Artık hayaller yok, duvarlar yok. Tüm o hayaller seninle kurulduğu sürece asla doldurulamayacak bir boşlukta yaşıyor olacağım. Gerçek şu ki bitti. Neden, niçin ne farkeder işte bitti. Belki ben olduğum çin belki sen olduğun için. Belki biz yaşarken anlamamıştık ama aslında hiç uymamıştık. Şimdi o yollardan tekrar geçmek istesek dahi ben hala ayrıldığın kadınım sense beni bırakıp giden o adamsın işte.
Anladım ki ben de bir şeyler zor bitiyor ama bittimi hiç izi kalmıyor...
Gözlerinde kaldım, sızacak yer bulamıyorum. Dolduruyor ama akıtmıyorsun içinden beni. Elinde beni hayata döndürecek bir iksir yoksa çek fişimi, öldür beni...

Karma

Boş bir sayfaydı istediğim. Bomboş tertemiz bir sayfa. Daha önce kimsenin benim için yazmadığı şeyleri okuyabileceğim. Dönüp dönüp eski defterime karaladıklarıma bakmayacağım kadar içime yer edecek kelimeler bekledim. Bir aşkı bir kez daha kafasından koparıp ciğerimden söküp çıkarmak istedim. Geçip giden zamanlarım için ağladım, boşa akan yaşlarım için, kaçırdığım tüm fırsatlar için ağladım ve son bir kez de değmeyecek her şey için ağladım.

Üç Noktayla Bitirilmiş

Kırıldınız... Belli ki duvarlarıma çarptınız. Bin tane yol aradınız. Kapı bulamadınız, tırmanmaya uğraştınız. Işığımı göremediniz sokak lambaları getirdiniz aydınlatmaya çalıştınız.
Yıldınız... Ne yapsanız boşa çıktı. Beni bu yalnızlıktan kurtaramadınız. Kurtamazsınız. Anlatmaya çalıştım.
Dinlemediniz... Asla gerçek olmayacak bir hayale kapıldınız. Kurtarılmayı bekleseydim. Etrafıma örmezdim o duvaları. Her zorlayana biraz daha yükseltmezdim. Tüm kapılarımı kapatıp onlarıda tuğlalarla örmezdim. Işık sızdıracak tek bir delik bile bırakmadım.
Ne sandınız... Siz de diğerleri gibi ama diğerlerinden farklı olduğunu kanıtlamaya çalışan sadece sizmişsiniz gibi, olabildiğince sıradan erkekler gibisiniz. Bense bu farkı hissedebilecek kadar yaşamış sayılırım. Belki daha önceki hayatlarımda bile hep aynı kişiydim. Hiç değiştirilmeden yüzlerce kez belki bu sefer değişir umuduyla dünyaya getirilmiş. Adem ile Havva'nın bile diğer hayatlarında yasak elmayı yemiş olduklarını düşünmüyorum ama ne yazık ki ben hep aynı boku yedim.
Duvarlarıma çarpıp çarpıp kan revan içinde kalan ve önünde biriken ceset adamlar. Sizin için hiç üzülmüyorum. Tek bir göz yaşı bile dökmüyorum. Size hiç acımıyorum. Siz en başından kaybedenlersiniz.
Ve siz en taze ceset olan siz... Lütfen siz de diğerleri gibi uzanamadığınız ciğeri mındar etmeyin. Hiçbirinin ruh eşi ben değildim. Ben değildim elmalarının yarısı. Sizin de olamazdım. Çünkü ben hiç yarım kalmadım. Daha yarımı bırakmadım...
Paramparça ettin her şeyi...