Thursday, 12 March 2015

Ne yapacağımı bilmiyorum? İçimde yer etmiş kuruntularla ilerleyebileceğimi de sanmıyorum. Sayın yabancı, sevgili bayım ya da çok değerli eski sevgilim olan siz. Bu yazı nerden başlayıp nereye gidecek kimbilir? Ama kısa lafın uzunu diye başlayıp devamını getireyim isterseniz? Korkmayın hayatınız sizin ve ben sadece sizin izin verdiğiniz kadarıyla araya bir kaç sohbet karıştırıyorum. Havalar, sular, işler, ıvır zıvır işte. Siz ne zannediyorsunuz bilmiyorum ama sanırım çok oldum, hayatınızda bir fazlalık oldum. Belki üç beş satır yazmak zor değildi ama o bile zor geldi. O yüzden çocukken oynadığım bir oyunu oynayacağız sizinle. 1, 2, 3 tıp... İlk konuşan kaybeder. Siz yanana kadar ben susacağım. O değerli kelimelerinizi benim için harcadığınız an kaybedeceksiniz. Çocukluğumda oynamış olduğum bir oyun olduğundan çocukça gelmiş olabilir. Doğaldır, yadırgamayın lütfen. Siz de biliyorsunuz yüzüme de defalarca vurdunuz. Hiç 28 yaşında biri gibi hareket etmiyordum değil mi? Haklıydınız çünkü siz küçük bir kız çocuğunun saflığıyla sevilmiştiniz. Size gerçek bir kadın lazımdı. Sizi susadığınızda dereye götürüp susuz getirebilecek bir kadın. Bense sizi dereye kadar yormayıp suyu ayağınıza kadar getirip ellerimle içirdiğimden olsa gerek ki pek haz etmediniz. Etrafınıza bakın seçeneğiniz çok benimse hiç seçeneğim yok.

No comments: